Köyümüzün Büyükleri

MUHASEBECİLERİN DUAYENİ AYDIN’DA İLK ILIDAĞ’LI

ALİ İHSAN ORHAN

Ilıdağ köyü’nün Yukarı oba mahallesinin Kayabaşı semtini adını veren kayanın başındaki evde 1928 yılında Terzi Hafız (Ahmet Orhan)’ ın ikinci hanımı Emir Hatice Orhan’dan Dünyaya geldi. Küçük Ali İhsan daha ayaklarının üstüne çıkar çıkmaz evin geçimini temin eden keçileri gütmekle çevreyi tanımaya başladı.Ali İhsan 7-8 yaşlarına gelince babası ona henüz Ilıdağ Köyünde İlk Okul olmadığından diğer arkadaşları Mehmet Koç,Mustafa Koç,Ahmet Koç, Halil İbrahim Kar,Durmuş Ülkü ve Mehmet Oflaz’la birlikte Ilıdağ’a 4 Km. mesafede bulunan Başçayır İlk Okulu’na kaydettirir.Her gün sabah gidip akşam dönmek kaydiyle Başçayır Köyü İlk Okulu’ndan Beşinci sınıfından mezun olarak diplomasını alır.Bu arada Kılık Kıyafet Devrimleri de yapıldığından baba Terzi Hafız Kendi geliştirdiği yöntemlerle ha bire pantolon ve şapka dikerek satmakta ve iyi para kazanmaktadır.Evvelden keyfine düşkünlüğü ve para kazanmanın verdiği rehavetten olacak,sık sık pantolon satmaya gittiği Eğrikavak köyünden Kübra hanımla üçüncü evliliğini gerçekleştirir.

Üç evlilik ve çocuklar der ken aile nüfusu 18 kişiye ulaştığından baş gösteren geçim sıkıntısını tebdili mekan etmekte bulur. Ilıdağ’ daki evini satarak ilk defa Baklaköy’e yerleşerek Köşk’teki Tekeli İsmail efe, Alim Ağa gibi zenginlerin İncir Bahçesi ve Zeytinliklerini bazen yevmiye ve bazende Ondalık usulüyle işletmeye başlar. Bu arada şimdiki Ömer Orhan’nın çoçuklarının ikamet etmekte olduğu Çarşı Mahallesi Okul sokaktaki evi Giritli İbrahim Efendi’den satın alarak aileyi Köşk’e işin merkezine nakleder. Ali İhsan güçlü kuvvetlidir, tarım işlerine ara verildiğinde iyi bir tuğla ustası ve Kağnı arabası kullanıcısıdır. Köşk’te o zamanın büyük Tüccarlarından Haydar Vural’ın işletmesinde hamalık ve kantarcılık yapmaya başlar.Haydar Vural konumu gereği Aydın’ın en büyük Sanayici ve Tüccarı olan İsmail Manavoğlu ile münasebeti vardır.İsmail Manavoğlu’nun Çırçır ve Rafine fabrikası,Zeytinyağı fabrikasının yanı sıra Egemenlik caddesi üzerinde şu anda Körfez Dershanesinin bulunduğu yerde Sabun fabrikası vardır.Sabun fabrikasına hamal olarak girer,İsmail Manavoğlu’nun iş merkezi aynı zamanda burasıdır.Nuri Efendi namıyla bir muhasebecisi vardır.Nuri Efendi çok iyi muhasebe bilgisine sahiptir,ama akşamcıdır.Ali İhsan’ın sülaleden gelme çok iyi matematik bilgisi ve güzel el yazısı vardır.Boş zamanlarında Nuri Efendi’yi izler.Nuri Efendi Ali İhsan’daki bu kabiliyeti keşfeder ve kafayı bulduğu saatlerde “Gel Bakalım Ali İhsan şöyle yaz,böyle yaz” derken Ali İhsan’ın Muhasebe bilgisine ilgisi artar.Hatta içerek kendisinden geçtiği zamanlarda çalışma fırsatı bulabilmek için Nuri Efendi’nin içkilerini alıvermeye başlar.Gel zaman git zaman Nuri Efendi’den muhasebe bilgisini iyice öğrenir.Bu arada Nuri Efendi emekli olur ve onun referansı ile İsmail Manavoğlu’nun muhasebesinin başına geçer. Babası Terzi Hafız’dan ayrılarak eşi ve çocukları ile birlikte 1950’li yılların başında ikametini Aydın’a nakleder.

Bu arada Hamallıktan masa başına giden yolda kendisine güven gelmiştir, ama rehavete kapılmamaya özen gösterir. Onun Ilıdağ’daki çocukluk yıllarında Cumhuriyet dönemi İlk Muhtarlarından Hacı Onbaşı (Mehmet Ünal)’ın bir ayağını fakta kaybeden ünlü bir av köpeği vardır. Zaten Üç ayaklı olduğundan yakaladığı avı sıkı sıkıya sahip olmaya çalışırmış. Ali İhsan Orhan’ nın da hayatta rehberi olmuştur. Hatta bazı konularda sıkıştırılmak istendiğinde “Ben Hacı Onbaşı’nın Topal Köpeğiyim. Buralara çok zor geldim.” Diyerek son noktayı koyar. Ali İhsan’ın bitmeyen bir çalışma azmi vardır. Durmadan okur, çalışır. Gelir Vergisi, Vergi Usul, Ticaret ve Amme Alacaklarının Tahsili hususunda Temel Kanunları nerdeyse ezbere bilecek kadar vakıftır.1950’li yılların ikinci yarısında Aydın’da bir muhasebe Bürosu açarak kardeşleri Ömer Orhan,Yusuf Orhan ve Osman Orhan’a muhasebe bilgisini öğretir.Bu arada Köşk’te ikinci bir Büro açarak kardeşi Ömer’i bu büronun başına geçirir.Tüm Kardeşlerini muhasebeyi öğretmiş,bu arada amca oğlu Nevzat Ertuğrul,Ragıp Ertuğrul ve toplamda 13 meslek mensubu yetiştirmiştir.

Çocuklarının en büyüğü olan Ayten’i ileride Washington Kültür ataşesi olacak şekilde İngilizce öğretmeni, oğulları Turhan ve Ahmet’i Tıp Doktoru olarak yetiştirmiş, Turhan Kuşadası Sağlık Ocağında ve Ahmet Antalya Kemer’de özel Hastahane sahibi olarak mesleki faaliyetlerini sürdürmektedir. Torunu Işıl Bağdadi halen Hollywood ’ta Türk film yapımcısı olarak bulunmaktadır. Yani Hollywood’ ta bir Ilıdağ’lı bulunmaktadır.

1990’lı yılların ilk yarısında çok sevdiği muhasebe mesleğini bırakır. Halen Aydın’da Aytepe’ de Aytepe Gazinosunun karşısında evvelce dönemin Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes’ten natamam olarak satın aldığı ve bilahare kendisi ikmal ettirdiği Orhan Apartımanında da ikamet etmektedir.

ATİLLA KOÇ

Atilla Koç, 1946 yılında köyümüzde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan Koç, Ulubey, Nusaybin ve Bayındır’da kaymakamlık, Siirt ve Giresun’da valilik, Konya’da Emniyet Müdürlüğü yaptı.

Bir dönem Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘in Genel Sekreterliğini de üstlenen Koç, İçişleri Bakanlığı Müşavirliği ve Başbakanlık Müsteşarlığı görevinde bulundu.

3 Kasım seçimlerinde AKP’den Aydın milletvekili seçilen Koç, 21 Şubat 2005′te Erkan Mumcu’dan boşalan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na atandı. İngilizce bilen Koç, evli ve 3 çocuk babasıdır. Doktor Ahmet KOÇ’un kardeşidir

*******************************************************************

KOCA HACI MEHMET EFENDİ

Ilıdağ köyümüzün temel taşlarından. Herkes ondan bahsederken “Koca Hacı Mehmet Dedemiz” diye söze başlar. Yani Ilıdağ’da onun akrabası olmayan yoktur desek yerindedir.

Doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamakta, ancak köyümüz Aşağı Mezarlığında bulunan “ Hüvel Baki” diye Osmanlıca yazılarla başlayan mezar taşında vefat tarihi 1274 olarak yazılıdır. Eğer bu tarih Rumi Takvime göre ise Miladi 1858 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Bizlere büyüklerimizden nakledildiğine göre merhum Atla veya merkeple Tire, Ödemiş, Beydağ hatta Salihli yöresinde Zeytinyağı ticareti ile uğraşır,bu yolculuğu günlerce sürdüğünden hanlarda ve köylerdeki misafirhanelerde kalırmış. O zaman Ilıdağ’da hiç misafirhane yokmuş. Bu ticaret işinden kazandığı paralarla bu gün hala ayakta duran köyümüz Harman mevkiinde bulunan misafirhane ile Koca Cami yanındaki misafirhane onun eseridir. Buraya gelen misafirlerin iaşe ve ibate giderlerinin temini için karşılık olarak gelir getiren zeytinlikler vakfetmiştir. Misafirhane yapmakla başlayan bu “Sahibül hayrat vel hasenat” hareketi Koca Cami ve Oymaklar Camilerinin inşası ile devam etmiş, daha sonra ömrünün sonuna kadar onlarca yol, su ve han inşa ettirmiş ve bunların ayakta durabilmesi için zeytinlik ve incir bahçeleri vakfetmiştir.

Bu gün Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü kayıtlarında Koca Hacı Mehmet Vakıfları Belli bir yer tutmaktadır. Allah’ın Rahmeti ve Bereketi üzerine olsun.

*****************************************************************

HUZURU ŞAHANE HOCALARINDAN

MUSTAFA NURİ EFENDİ

“Boluluzade Hacı Mustafa Efendinin oğlu olup,1262 Rumi senesinde Aydın’a bağlı Güşek (Köşk) nahiyesinin İlde (Ilıdağ) köyünde doğmuştur.İlk mektepten sonra Aydın’da bulunan Cihanzade Medresesi’nde büyük biraderinin himayesinde olduğu halde Bey Camii hatibinden Kur’anı Kerimi hıfz etmiş ve 1273’den 1284’e kadar Cihanzade Medresesi’nde Dutağaçlı Mehmet Efendi’den Halebi,Mülteka ve Meani okumuş ve akabinde İstanbul’a gelerek Osmaniye Medresesi’ne duhul ile sabık Meşihat Müsteşarı Osmaniye imamı el Hac Ahmet Necip Efendi’den okuyup 1295’de icazet almıştır

İcazet aldıktan sonra imtihan olup Bayezit Camiinde derse çıkmış ve 1311’de talebelerine icazet vermiştir.

Şaban 1318’den Ramazan 1330 senesine kadar Huzur Derslerinde Muhatab olarak iştirak etmiştir.

Köyünde ikameti sırasında Temmuz 1333 (1917) başlarında vefat etmiştir.” (Dosya:3418)

Arşiv kayıtları yukarıda belirtildiği gibi bahsetmektedir.

Mezarı Köyümüz Yukarı mezarlığında eşi Hafize hanımla yan yana bulunmaktadır. Merhumun torunları halen kısmen tadilata uğramakla kendinden izler taşımakta olan evde ikamet etmektedirler.

Kıraat ilmine dair kendi el yazısı ile yazılmış tez çalışması ile çok nadide olarak yazdığı iki adet el yazması Kur’anı Kerim köyümüzde akrabalarında bulunmaktadır. Bu çalışmadan bazı kesitler Orijinal olarak sunulacaktır.

“Kendi el yazısı ile hazırlamış olduğu Kıraat ilmi üzerine Profesorluk tezinden birkaç sahife…”

Onun köyde yaşadığı yıllarda Ilıdağ’a Deve bile çıkmayacak kadar yolların kötü olduğundan bazı köylüler ona “ Hem Padişahın maaşlı memurusun niçin İstanbul’da oturmuyorsun da köyünü tercih ediyorsun?” diye sorulduğunda; “Benim için hava hoş, ama neslimin bozulacağı endişesi ile köyümü tercih ediyorum.” Cevabını verirmiş. Ondan hatıra bir anıyla sözü bitirelim.

Merhum bir gün bazı ihtiyaçları için Aydın’a gider, dönüşte tren kompartımanında çok güzel sohbetlerle yolculuk devam eder, aynı kompartımanında resmi kıyafetiyle o günün Nazilli Garnizon Komutanı da bulunmaktadır. Tren Ovaköy hudutlarından Köşk’e doğru yaklaşmakta iken Hoca Efendi raftan eşyalarını toplamaya başlar. Komutan; “Nereye hoca der” Hoca Efendi de Köşk’te inmesi gerektiğini söyler. Komutan; “ Hocam Sohbet çok güzeldi. İstersem seni Nazilli’ye kadar götürürüm.” Deyince Hoca Efendi de kimliğini göstererek, “Bende istersem senin şu andan itibaren görevine son verdiririm.” Deyince Komutan yalvarmaya başlamış. Hoca Efendi’de onu affetmiş.

Allah’ın Rahmeti ve Bereketi üzerine olsun.

*****************************************************************

HALİL İBRAHİM ÇAVUŞ HOCA (HALİL İBRAHİM ERTUĞRUL)

Osmanlı döneminde Ilıdağ Köyü’nün Nüfus işlerini yani doğum, ölüm gibi vakaları medrese mezunu olan Hüseyin Hafız Hoca (Elbeği) bakarmış. Savaş yılları olduğu için köyün çocuklarını “Kemikli” gitsinler diye birkaç yaş sonra yeni doğmuş gibi nüfus defterine kaydedermiş. İşte Halil İbrahim Çavuş ta nüfusta her ne kadar 1313 (1897) doğumlu ise de aslen 1310 (1894) yılında doğmuş ve zamanı gelince askere alınmış. O daha 4-5 yaşlarında iken babası Mehmet Ali Hafız vefat etmiş olduğundan askere giderken annesini önce Allah’a sonra kardeşi Mustafa’ya emanet etmiş.

Önce Trabzon’ a sonra Kafkas Cephesine ve daha sonra Büyük Taarruz’a katılmak üzere Afyon’a geliyor ve Gazi Mustafa Kemal’in o meşhur “Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri.” emriyle Büyük Taarruz’a katılıyor ve yaklaşık 7 yıl sonra Manisa Salihli’den terhis oluyor. Geldiğinde annesinin evvelce eceliyle, kardeşi Mustafa’nın da “Dağ Cephesinde” Şehit olduğunu öğreniyor ve kendini yapa yalnız hissediyor.

Daha sonra eşi Emir Ayşe vefat ediyor ve Ayşe Taş ile ikinci evliliğini yapıyor. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra ikinci eşi de vefat ediyor ve Zeliha Ersöz’le üçüncü evliliği yapıyor. Bu arada savaş, kıtlık ve salgın hastalıklar nedeniyle fidan gibi altı çocuğunu toprağa gömüyor. Ama isyankar olmuyor. Çünkü Amentü’ye inancı tamdır. İçki yerine ilme, Kuran’a sarılıyor ve ilk emir “OKU” Allah’ın adıyla durmadan okuyarak ve okutarak teselli buluyor.

Başta Hacı Hafız Ahmet Efendi (Hacı Hoca), Akçaköy’lü Halil İbrahim Efendi, eski Bursa Müftüsü İbrahim Efendi ve Seydişehir’ li Kadir Efendi hoca efendilerden ve bu arada Mustafa Nuri Efendi’nin kitaplarından yararlanmak suretiyle İslami Bilimlerin bir çok dalında adeta zirveye çıkmayı başardığı gibi, bu arada harf İnkılabından sonra yeni harfleri de kısa zamanda öğrenip, önce çocuklarına ve sonrada köylüye öğretiyor.

Burada onun bazı özelliklerinden bahsedeceğim.Köyümüz Koca Camii’de 30 yılı aşan bir süre fahri İmamlık görevinde bulundu. O hiçbir zaman ihtimal üzere konuşmayı sevmez, kesin ve net konuşurdu. Hoş Sohbetti. Radyo ve Televizyon’un olmadığı yıllarda köyün tek Kahvehanesi olan Ali Açıkgöz’ün Kahvehanesi’nde sabah’tan öğleye, öğleden akşama kadar vaaz, nasihat ve sohbet yapar, köylü onu her gün can kulağı ile dinlerdi.Sanki bu günleri görürcesine ara sıra şu nasihatı yapardı.”Ben ahirete gidince sizi yanıltacak çok Hocalar türeyek,aman ha dikkat edin. Benden duyduklarınızı iyi muhafaza edin” derdi.Tahta sandalyede rahatsız olmasın diye hanımı ona küçük bir minder dikmişti. O minder sürekli kahvehanenin duvarında asılı dururdu. Kahvehaneye daha 100-150 metrelik mesafeden görüldüğü sırada “Bizim bulunduğumuz topluluğa gelsin.” Diye minderini kapmaca oynarlardı.

1968 yılı Ocak ayının Otuzuncu günü Allah’ın Rahmetine kavuştu. Mezarı Ilıdağ Köyü Orta mezarlık’ ta bulunmaktadır. Ruhu Şad Olsun.

***************************************************************

“KUYULAR” DAKİ DUT AĞACININ KARNINDAN 35 YILLIK NERGİZ MAHALLE MUHTARLIĞINA UZANAN ÇİLELİ YOLUN YOLCUSU MAHMUT RÜZGAR

Aslan Halil Çanakkale Savaşlarında şehit düşünce eşi Ayşe Mehmet (Ayvaz) ve kızı Zeliha (Turhan) dul kalır. O Yıllarda Özellikle Konya ve Isparta yöresinden “Kırlı” tabir ettiğimiz kişiler Tarım işlerinde çalışmak üzere Aydın yöresine gelirlermiş.İşte bunlardan Eğridirli Mustafa Rüzgar (Daha sonra aşağıda okuyacağınız bir takım insanlık dışı hareketlerinden dolayı Ilıdağlı’ların ona layık gördüğü isimle)Namı değer ANAFOR MISTANI memleketinde evli ve çoluk çocuk sahibi olduğu halde kendini bekar olarak tanıtır ve Şehit Halil eşi Ayşe ile evlenir.

Bu evlilikten 1338 (1922) senesinde konumuzun kahramanı Mahmut Rüzgar dünyaya gelir.Küçük Mahmut henüz 4-5 yaşlarında iken annesi vefat eder.Anafor Mıstanı’da bir şekilde terki diyar eder,ama arkada kimsesiz bir yetim bırakarak. Küçük Mahmut’a mahalle halkının şefkat eli uzanır,vardğı her kapıdan onun karnı doyurulur.Mahalle arkadaşları Seyfettin ve Mustafa Ertuğrul,Hilmi ve Lütfi Ersöz onu hiç yalnız bırakmazlar.Oyun alanları Kuyular mahallesinin Gemilik mevkiidir.Her gün doyasıya oynarlar,akşam olunca anne ve babalar çocuklarını evlerine çağırır ama Küçük Mahmut anne baba şefkati görmediğinden oyun alanı içindeki yaşlı dut ağacının karnında kalmayı yeğlermiş ama üveyde olsa onu ağabeyi Mehmet Ayvaz hiçbir zaman dışarıda bırakmazmış.

Zaman su gibi akıp giderken kimsesiz Mahmut 7-8 yaşlarına gelmiş bu çocuğun hali ne olacak sorusuna o zaman Köy Muhtarı olan Mehmet Aydoğdu (HACI ONBAŞI) bir çözüm getirmiş, Küçük Mahmut Köşk Merkez İlkokulunda öğrenim yapmak,aynı zamanda Tekeli İsmail Efe’nin sığır çobanlığını yapmak üzere bir akşamüzeri Hacı Onbaşının merkebi ile köyden Köşk’e indirilir, uygulama aynen yukarıda anlatıldığı gibi.Sığırtmaçlık ve öğrencilik şeklinde devam eder.

Mahmut artık üçüncü sınıfa falan gelmiştir.Talim terbiye görmüş,daha bilgili ve ağır başlı biri olarak Yaz tatilinde Ilıdağ’a çocukluk arkadaşlarının ziyaretine gitmiştir. O yıllarda Ilıdağ’da okul olmadığından arkadaşları okuma yazma bilmemektedir.O arkadaşlarına bir şeyler öğretmeye çalışır.Hasılı Mahmut imrenilecek biri oluvermiştir.Mahmut’un eli iş tutacak hale geldiğini tahmin eden baba Anafor Mıstanı köye gelir ve tahsilini Eğridir’de tamamlatacağı vadiyle Mahmut’u Eğirdir’e götürür.Okutmak şöyle dursun Mahmut’u sürekli Koyun-Keçi gütmeye gönderir, Mahmut “Baba hani benim öğrenimi tamamlatacaktın” diye istekte bulunduğunda “Otur lan aşşa.Senin bundan sonraki yapacaan iş çobanlık” cevabını alırmış bir gün kırlarda çobanlık yaparken almış kalemi eline dönemin Isparta Valisine içinde bulunduğu durumu anlatan bir mektup yazmış.Vali mektubu alınca beraberindekilerle doğruca Eğridir’e gelip konuyla çok yakından ilgilenmişler ve babasından okutacağına dair söz almışlar.Onlar daha evden ayrılır ayrılmaz Mahmut’u alarak kırlara götürür ve “Demek Sen Beni Valiye şikayet edersin ha” diyerek sanki düşmanla cenk eder gibi Mahmut’u kan revan içinde yere düşürdükten sonra yakındaki bir uçurumdan atıverir.Uçurumun dibinde bir süre baygın yatar,kendine geldiğinde akşam olmuştur.Doğruca Tren istasyonuna gider.İstasyonda akşam vakti bir yük vagonuna saman yükleme işlemi yapılmaktadır.Lokomotifin gidiş istikametine bakar,istikamet İzmir’dir. Mahmut’un üst başı kan revan içinde ve üstelik hiç parası yoktur Kimseye görünmeden yüklemesi tamamlanan vagonlardan birine saman balyalarının arasına sokuluverir. Tren hareket eder etmez uyuya kalır.Gecenin bir yerinde tuvalet ihtiyacından dolayı sıkışmıştır uyuyamaz.Bir müddet gittikten sonra küçük bir istasyonda tren durur,Tuvalet ihtiyacını gidermek üzere iner,ancak henüz işini tamamlamadan tren yürüyüverir.Talihsiz Mahmut gecenin karanlığında yapayalnız kalıverir.Bu defa raylara takiben yürümeye başlar.Gece karanlığında epey bir yol kat ettikten sonra yol kenarında loş ışıkları yanan bir yere varır,kapıyı çalar kapı aralanır ama Mahmut’un Kan Revan halini gören han sahibi kapıyı kapatmak istersede Mahmut yalvarır ısrar eder ve içeri girer.Burası Nazilli’ye çok yakın bir yerleşim yerinde yolcuların istirahatine mahsus yemek veren bir han(Restoran)’dır.

Hancı bir kısım arkadaşları ile içki alemindedir.Mezelerin kokusu mis gibi Mahmut’un burnuna geliverir.Hancı Mahmut’a elini yüzünü yıkamasını söyler.Mahmut ,kurumuş kan lekelerini ve toz duman olmuş elini yüzünü yıkar.Sorulması üzerine sarhoşta olsalar başından geçenleri bir bir anlatır.Bu arada ikram edilen mezelerle açlığını giderir.Sabah olur hancıya yalvarır,boğaz tokluğuna çalışmak ister.Hancı Mahmut’un bu isteğini kabul eder.Kısa süre içerisinde Mahmut Hancının ve müşterilerinin gözdesi oluverir.

Mahmut’un pırıl pırıl zekasına hayran kalan hancı “Oğlum sen zeki ve çalışkansın.Aslında buralar sana göre değil.Nazilli’de Eczacı bir ahbabım var seni oraya yerleştireyim.”der ve dediği gibi Mahmut’u eczaneye yerleştirir.Mahmut kısa sürede eczaneninde gözdesi olur.Savaş ve yokluk yıllarıdır.Sıtma salgını vardır.Burada Kinin gibi bir kısım yapay ilaçların nasıl yapıldığını kısa sürede öğrenir.Artık Mahmut’un keyfi yerindedir. Eczanenin üst katında kalır,çay simit neyse kendine göre bir düzen içinde yaşamaya başlar.Aynı katta eczacıya ait bir oda daha bulunmaktadır.Ara sıra akşamları eczacının bir takım arkadaşları gelir,birlikte o odaya giderlerdi.Mahmut burada esrar partileri düzenlendiğini ürpererek bir süre sonra öğrendi.Ancak o doğru bildiği yolda ilerliyordu.Cebinde üş beş kuruş harçlığı ve birde müstamelde olsa pardesüsü vardı.Senin anlayacağın “Karnı tok.Sırtı pekti”

Bir gece esrar partisi sırasında patronu Mahmut’u çağırdı.Esrarın etkisiyle gözü dönmüşcesine sopa bıçak Mahmut’un üzerine saldırır,Mahmut buna bir anlam veremez ama durumun vehametini anlar.Gözü pardesüsündedir.Pardesüsünü kapar,bu defa patron elinde bıçak merdiven başını tutar.Mahmut bu kez pencereden kendini gecenin karanlığında boşluğa salıverir.Allah’tan olacak ki yandaki kuru Yemişçiye ait Fıstık balyalarının üzerine düşer ve bu olaydan yara almadan kurtulur.Sırtında varı yoğu pardesüsü ile yine tren istasyonuna koşar.Hayatında hiç görmediği İzmir’e bir bilet alır.Saati geldiğinde atlar trene bir zaman sonra Alsancak Garına iner.Köylü çocuğu,hayran hayran çevresine bakınırken birkaç şehir eşkiyası gelir,pardesüyü alıp kayıplara karışırlar..Üçbeş kuruş parası ile Nüfus Hüviyet Cüzdanıda aynı pardesü ile hırsızların eline geçtiğinden koskoca İzmir’de parasız ve kendini ifade edecek bir belgesi olmaksızın şaşkın şaşkın dolaşmaya başlar.Çok acıkmış,dizleri tutmaz olmuştur.Bir lokantaya girer,karnını doyurur.Lokantacıya başına gelenleri kısaca anlatır.Bulaşıkçı olarak o lokantada çalışmak ister.Lokantacı teklifi kabul eder.Mahmut lokantanın bulaşıkhane bölümünde çalışmaya başlar.Kısa sürede kendini sevdirir,yavaş yavaş garsonluk hizmetlerinede başlar.

Bir gün lokantaya bir Beyefendi gelir.Yemek siparişleri gelinceye kadar elindeki gazetesini göz atmaktadır.Bu sırada Mahmut bir başka masanın temizliği ile uğraşmaktayken gazeteye gözü takılır.”Memleket Hastahanesinden Eczacı Kalfası aranıyor.” İlanını görür.Patronundan izin ister,bilmediği Memleket Hastanesi ‘ni sora sora bulur.Mahmut’u kısa bir sözlü sınava tabi tutarlar.Bir kısım ilaç yapımı konusunda sorular yöneltilir.Mahmut bunları yanlışsız cevaplar ve sonuçta Hastahaneye alınması uygun bulunur.Kendisinden Hüviyet istenir ama oda yoktur.Durumu anlatır.Mazereti kabul edilir.Aydın Nüfus idaresinden kimliği yeniden alınır.Hastanede çalışmaya başlar.

Artık daha güzel ortamlarda ve şartlarda çalışmaktadır.Bir zaman sonra aynı hastanede çalışan ve Giritli bir ailenin kızı olan Nazlı hanımla hayatını birleştirir ve Karşıka Nergiz mahallesine yerleşirler.Bu evliliklerinden üç oğlan bir kız evlatları dünyaya geldi.Kıt kanaat gelirleri ile çocuklarını okutmaya çalışırken kendisine ek gelir temini maksadıyla kıvrak zekasıyla araştırmalara koyulur.Plastikten mamul Ders araçları ve RENK HASTÜRK Markasıyla mürekkep imal eder,ürettiği mamuller kısa sürede piyada tutulur.İzmir Fuarında stant bile açar.Günler geçer oğul Naim Kimya Mühendisi,Saim Makine mühendisi,Kamuran Mersedes tamircisi ve kızı Ayşe’de öğretmen olarak hayata atılırlar.Bu arada kendileride emekli olur.Emekli olur olmaz Nüfusu zaman zaman 70.000’e ulaşan Nergiz Mahalle muhtarlığına aday olur ve kazanır.Kesintisiz 35 yıl muhtarlık görevinde bulunur.Mahalle halkı tarafından çok sevilmesinin en büyük örneklerinden biri olarak kendi soyadını taşıyan RÜZGAR TAKSİ durağı olarak ismi yaşatılmaya çalışılmakta ve kendiside 86 yaşında ömrünün son günlerini geçirmekte olan bir ILIDAĞ SEVDALISI’DIR.

HER DERDE DEVA HASTALARA ŞİFA HERKESİN HOCASI

HACI ALİ RIZA TOK

35 yıl görev yaptığı oymaklar camiinde

Çiftçi ve mütedeyyin bir ailenin beşinci çocuğu olarak 1337 (1921) yılında Ilıdağ’ da dünyaya gelmiş. Temel dini terbiyesini ailesinden almasının yanı sıra 1950’li yıllardan sonra o da Hocası “Halil İbrahim Çavuş” gibi kendisine önce dine ve İnsanlığa adamış bir gönül eri olarak Oymaklar Camii’nin yakınında bulunan evinin zemin katını adeta bir medreseye çevirerek burada yerli ve yabancı çok değerli Din adamlarını misafir ederek onlardan aldığı İlim, İrfan Nurunu diğer tarafta kadın erkek sayıları yüzler’ i bulan öğrencilerine büyük bir sabır ve ustalıkla aktarmayı gayet iyi bilmiştir.

Yetiştirmekte olduğu öğrencilerinden fevkalade zeki bulduğu çocukların ailelerine Yüksek Öğreniminin yaptırılması konusunda tavsiyelerde bulunur, hatta maddi gücü olmayan zeki çocukların eğitimine maddi olarak destekte bulunurdu. Burada birkaç örnek vermek gerekirse Yüksek İslam Enstitüleri veya İlahiyat Fakültelerini bitirerek Eğitim Ordusuna uzun yıllar hizmet veren Nevfel Dinç. Celil Aydın, Halil İbrahim Çelik, Mehmet Emin Işlak ve Yusuf Ergün bunlardan bazılarıdır.

Ali Rıza Hoca’nın çok karizmatik kişiliği vardı. Köyde Sağlık Ocağı ve ebe bulunmadığı dönemlerde galiba askerlikteki sıhhiye bilgisine istinaden hastalara paralı parasız iğne yapardı.” Eli çok hafif” Öyle derlerdi. 1957 yıllarında Ilıdağ Köy Muhtarlığı’na da seçildi, ancak onun bu muhtarlık görevi 1960 İhtilali ile noktalandı. Bundan sonra Siyasette aktif rol almadı ama yenilikçi idi. Yenilik taraftarı idarecilere destek vermesini çok iyi bilirdi. Köye Su ve Yol gelmesi sırasında gerek maddi ve gerekse bedeni olarak çok çalıştı.1965 yılında Köye ilk araba yolu yapılmasında büyük gayretler sarf etti. Yol yapıldıktan sonra bazı yol arızalarını Devletin gelmesini beklemeden çapasını küreğini alıp bizzat onarmaya çalışırdı. Hatta ne gariptir ki muhalif ve muarızları ona “Mesli Dozer” lakabını takmışlardı da o buna hiç kızmamıştı. Ara sıra tekrar eder ve gülerdi.Evinin çok yakınında bulunan Oymaklar Camii’nde 35 yıl fahri olarak imamlık yaptı.

Benim çocukluğumda hiç meyve yoktu. Ali Rıza Hoca önce kendi evinin önünde denemesini yaptıktan sonra bütün köyün evlerinin bahçesinde erik, kayısı varsa herkesin çoluğu çocuğu meyve yiyebiliyorsa bu onun eseridir.

Ali Rıza Hoca Çeşmesi

Bu çok yönlü Karizmatik insan başta şeker hastalığı ve Gut rahatsızlığından olacak, kendisinden daha çok şeyler beklediğimiz bir çağda 1990 senesi Mayıs ayının yedinci günü Hakkın Rahmetine Kavuştu. Kalabalık bir cemaatle Kılınan Cenaze Namazının ardından öğrencilerinin Kuran ve tekbir sedaları arasında toprağa verilmiştir. Mezarı Ilıdağ Köyü Aloğlu (Küçük) Mezarlıktadır. Ruhu Şad, Mekanı Cennet Olsun.